Bölüm 1: Fayda ve Zarar Çarkı
Gökyüzü, pas rengi bulutlarla kaplıydı. Yağan yağmur ne toprağı temizliyor ne de havadaki o çürümüş kan kokusunu bastırabiliyordu. Burası Ulu Gökyüzü Tarikatı'nın dış saha öğrencilerinin kaldığı "Ölü Yaprak Vadisi"ydi. İsmi ne kadar şiirselse, gerçekliği o kadar vahşiydi; burası zayıfların sadece güçlüler için birer basamak olduğu, her yıl yüzlerce gencin cesedinin ormana atıldığı bir çöplüktü.
Gu Yan, odasındaki tahta sedirde bağdaş kurmuş oturuyordu. Gözlerini açtığında, ne bir şaşkınlık ne de bir panik vardı. Bakışları, fırtınadan hemen önceki deniz gibi kapkara, derin ve ürkütücü bir dinginliğe sahipti.
300 yıl.
Karanlık Sanatlar’ın zirvesine çıkmak için harcanan, binlerce insanın kanıyla yıkanmış, ihanetlerle ve hesaplarla dolu koca bir ömür. En sonunda, o "Adaletli" olarak bilinen ikiyüzlü tarikat liderlerinin kuşatmasında, kalbine saplanan o soğuk çeliğin acısını hala göğsünde hissedebiliyordu. Ama o acı, Gu Yan için bir öfke kaynağı değil, sadece gelecekteki hesaplamalar için bir veriydi.
"Zamanın Çarkı... Demek efsane doğruydu. Gerçekten 16 yaşımdaki o zayıf, yeteneksiz halime geri döndüm," diye mırıldandı. Ses tonu bir gencin heyecanından uzaktı; adeta asırlık bir mezardan yükselen soğuk bir rüzgar gibiydi.
Hafızasını taradı. Bugün, dış saha öğrencilerinin kaderini belirleyen "Ruh Uyandırma Töreni"nden tam üç gün öncesiydi. Geçmiş hayatında Gu Yan, bu törende sadece "Düşük Derece C Sınıfı" bir yetenek sergileyebilmiş, bu yüzden de tarikatın en alt kademesinde bir hizmetkar olarak yıllarca acı çekmişti. Yeteneksizliği yüzünden herkes onu ezmiş, o da hayatta kalabilmek için en karanlık, en tehlikeli yollara sapmak zorunda kalmıştı.
"Yetenek mi?" Gu Yan hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme, etraftaki havayı bile donduracak cinstendi. "Bu dünyadaki aptallar yeteneği göklerin bir lütfu sanır. Oysa yetenek, sadece doğru malzemelerle ve doğru hesaplamayla laboratuvarda üretilebilecek bir sıvıdan ibarettir."
O sırada odanın kapısı aniden, sertçe açıldı. İçeriye, üstünde lüks işlemeli dış saha cübbesi olan, yüzünde kibirli bir tebessüm taşıyan bir genç girdi. Bu, Gu Yan’ın aynı kasabadan geldiği ve geçmiş hayatında ona "kardeşim" diyen Xiao Chen’di.
Xiao Chen, doğuştan "Yüksek Derece A Sınıfı" bir yeteneğe sahipti. Geçmişte Gu Yan, ona sadık bir köpek gibi hizmet etmiş, onun gölgesinde hayatta kalmaya çalışmıştı. Xiao Chen ise her fırsatta Gu Yan’ı koruyor gibi görünür, ama aslında kendi kibrini beslemek için onu bir basamak olarak kullanırdı.
"Gu Yan! Hala burada aylak aylak oturuyor musun?" dedi Xiao Chen, içeri girerken elindeki küçük yeşim şişeyle oynayarak. "Bak, amcam benim için iç saha pazarından ne getirmiş. 'Yedi Yıldız Özü İksiri'. Bu iksir, Ruh Uyandırma Töreni'nde benim meridyenlerimi açacak ve tarikat büyüklerinin gözüne girmemi sağlayacak. Senin gibi C sınıfı olacağı kesin olan biri için bunu anlamak zor tabii, ama bana iyi hizmet edersen, belki ileride sana da bir şeyler koklatırım."
Gu Yan, Xiao Chen’e baktı. Gözlerinde ne bir kıskançlık ne de eski günlerin getirdiği bir nefret vardı. Onun gözünde Xiao Chen, ne bir dosttu ne de bir düşman. O, sadece üzerinde yürünmesi gereken, doğru zamanda kırılması gereken bir kemik köprüydü.
"Kardeş Chen," dedi Gu Yan, sesi pürüzsüz ve itaatkardı. Başını hafifçe eğerek saygı gösterdi. "Senin gibi bir dahinin yanında olmak benim için bir şereftir. Bu iksir, şüphesiz ki seni doğrudan iç sahanın zirvesine taşıyacaktır."
Xiao Chen, Gu Yan’ın bu ezik ve itaatkar tavrından büyük bir haz alarak kahkaha attı. "Güzel, yerini bilmen hoşuma gidiyor. Hadi, şimdi bana vadinin arkasındaki ormandan biraz 'Gece Açan Ot' topla. Akşamki antrenmanım için taze olmaları gerek."
"Emredersin, Kardeş Chen," dedi Gu Yan.
Xiao Chen odadan çıkarken, Gu Yan’ın gözlerindeki itaatkar ifade anında silindi, yerini mutlak bir soğukluğa bıraktı.
Yedi Yıldız Özü İksiri... Gu Yan, o iksirin formülünü çok iyi biliyordu. Hatta o iksirin, kullanıcının vücudundaki enerjiyi nasıl bir "mıknatısa" dönüştürdüğünü de biliyordu.
"Geçmiş hayatımda, bu gece o ormanda büyük bir fırtına kopmuş ve vahşi bir canavar Xiao Chen’in kaldığı kulübeye saldırmıştı. Xiao Chen iksir sayesinde hayatta kalmış, ama vadi halkından on kişi ölmüştü," diye düşündü Gu Yan.
Zihni, devasa bir satranç tahtası gibi çalışmaya başladı. Olasılıklar, kazançlar, kayıplar... Saniyeler içinde yüzlerce senaryoyu ayıkladı.
Hesaplama tamamlandı.
Gerekli kurban: 1 kişi.
Elde edilecek kazanç: %100 saf A Sınıfı meridyen yapısı.
Risk oranı: %0.03.
Gece yarısı, gökyüzü adeta yarıldı. Gökgürültüsü kulakları sağır ederken, Ölü Yaprak Vadisi’nin arkasındaki karanlık orman, şimşek ışıklarıyla anlık olarak aydınlanıyordu.
Gu Yan, yağmura rağmen ormanın derinliklerinde, eski bir ritüel alanının kalıntılarında duruyordu. Üstü başı çamur içindeydi ama elleri milimetrik bir hassasiyetle çalışıyordu. Toprağa, kendi kanını kullanarak karmaşık rünler çizmişti. Bu rünler, 300 yıl sonra keşfedilecek olan, ruhu ve meridyenleri yer değiştirme sanatı olan "Gölge Aktarım Düzeni"ydi.
"Her şey hazır," diye fısıldadı Gu Yan.
Tam o sırada, planladığı gibi, ormanın diğer ucundan acı bir çığlık yükseldi. Şimşek çaktığında, vadideki kulübelerin olduğu yerde devasa, iki başlı bir "Gölge Kurdu" belirdi. Canavar, tam da Gu Yan'ın gündüz bıraktığı özel bir koku tozu sayesinde doğrudan Xiao Chen’in kulübesine yönelmişti.
Gu Yan, fırtınanın içinde sessizce Xiao Chen’in kulübesinin dışındaki pencereye yaklaştı. İçeride, Xiao Chen dehşet içinde canavarla savaşıyordu. Elindeki Yedi Yıldız Özü İksiri’ni panikle ispitlemiş, vücudu parlamaya başlamıştı ama canavarın pençeleri göğsünü çoktan yarmıştı.
"Gu Yan! Yardım et!" diye bağırdı Xiao Chen, penceredeki gölgeyi görünce. "Beni kurtar! Sana her şeyi vereceğim!"
Gu Yan içeri girdi. Gözlerinde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. Canavar, Gu Yan'ın üzerindeki "Canavar Gizleme Tozu" yüzünden onu fark etmiyordu bile; tüm odak noktası iksirin enerjisiyle parlayan Xiao Chen'di.
Gu Yan, Xiao Chen’in yanına diz çöktü. Xiao Chen, onun kendisini kurtaracağını sanarak elini uzattı. Ancak Gu Yan, onun elini tutmak yerine, parmaklarını doğrudan Xiao Chen’in açık göğüs yarasına, tam kalbinin üzerindeki ana meridyen düğümüne sapladı.
"Aaaah! Ne yapıyorsun?! Gu Yan, sen... sen delirdin mi?!" Xiao Chen’in gözleri dehşetle açıldı.
"Delirmek mi?" Gu Yan’ın sesi fırtınanın sesini bastıracak kadar soğuk ve netti. "Hayır, Xiao Chen. Ben sadece bir matematik işlemi yapıyorum. Senin bu yetenekle iç sahaya girip, üç yıl sonra bir görevde aptalca ölmen tarikat için bir kayıptır. Ama o yeteneği bana vermen, dünyayı yerinden oynatacak bir şeytanın doğmasını sağlayacak. Bu, enerjinin en verimli kullanımıdır."
Gu Yan, rünleri aktifleştirdi. Toprağa çizdiği kanlı çizgiler parlamaya başladı. Xiao Chen’in vücudundaki o parlak, mavi renkli "A Sınıfı" meridyen enerjisi, acı dolu çığlıklar eşliğinde Gu Yan’ın parmaklarından kendi vücuduna akmaya başladı.
İksirin etkisiyle genişleyen kanallar, Gu Yan’ın zayıf vücudunu parçalamak ister gibi sarsıyordu. Ama Gu Yan, dişlerini bile sıkmadı. Fiziksel acı, onun için sadece sinir uçlarının beyne gönderdiği basit bir sinyalden ibarettir. Zihni o sinyali tamamen izole etti.
"Bırak... Lütfen..." Xiao Chen'in sesi yavaşça kısıldı, gözlerindeki ışık söndü. Vücudu, tüm özü çekildiği için yaşlı bir adam gibi buruştu ve kurudu.
Gölge Kurdu, avının enerjisinin bittiğini hissedince Gu Yan'a doğru hamle yaptı. Ancak Gu Yan, elini canavara doğru uzattı. Yeni kazandığı A Sınıfı enerjiyle, geçmişteki dövüş tekniklerinden birini birleştirerek parmağını canavarın gözüne sapladı. Canavar, acıyla uluyarak ormanın derinliklerine kaçtı.
Gu Yan, odada kalan kurumuş cesede baktı. Sonra kendi ellerine baktı. Vücudundaki meridyenler artık bir nehir gibi gürül gürül akıyordu. Yeteneği, zorla ve kusursuz bir hesapla A Sınıfı'na yükseltilmişti.
"Üzüntü mü? Pişmanlık mı?" Gu Yan kendi içini yokladı. Kalbi, bir taş kadar sabitti. "Bu duygular sadece zayıfların, yaptıkları vahşeti örtbas etmek için uydurdukları zihinsel parazitlerdir."
Yerdeki kan izlerini ve rünleri, canavarın saldırdığı süsü vererek ustaca temizledi. Xiao Chen’in cesedini, canavarın parçaladığı diğer eşyaların arasına bıraktı. Her şey, bir canavar saldırısı sonucu trajik bir ölüm gibi görünecekti.
Üç gün sonra.
Ulu Gökyüzü Tarikatı Meydanı.
Binlerce dış saha öğrencisi yan yana dizilmişti. Kürsüde oturan iç saha büyükleri, kibirli gözlerle gençleri süzüyordu. Sıra Gu Yan’a geldiğinde, ismini okuyan usta esnedi. "Gu Yan, test taşına elini koy."
Gu Yan, sakin adımlarla ilerledi. Elini soğuk, siyah taşa yerleştirdi.
İçinden sadece şunu geçirdi: Çark dönmeye başladı. Ve bu sefer, çarkı döndüren el göklerin değil, benim elim.
Bir saniye sonra, siyah test taşı, tüm meydanı kör edecek kadar parlak, saf gümüşi bir ışıkla patladı. Işık gökyüzüne doğru bir sütun halinde yükselirken, kürsüdeki tüm iç saha büyükleri aynı anda ayağa fırladı, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.
"Bu... Bu sadece A Sınıfı değil! Bu 'Kusursuz Gümüş Meridyen'!"
Meydandaki binlerce öğrenci şok içinde fısıldaşırken, Gu Yan başını hafifçe eğdi, yüzünde yine o sahte, mütevazı ve saygılı çırak maskesi vardı. Ama içindeki o sonsuz hesap makinesi, çoktan bir sonraki kurbanın, yani onu evlatlık almak için yarışacak olan iç saha büyüklerinin profilini çıkarmaya başlamıştı.
Yorumlar