Bölüm 10: Gölge Hükmü ve Kuklanın Doğuşu

Kutsal Çiçek Salonu’nun en derinindeki şifa odası, gecenin sessizliğinde adeta yaşayan bir tabut gibiydi. Dışarıda, Ulu Gökyüzü Tarikatı’nın üzerine çöken o ağır, kanlı fırtınanın rüzgarları pencereleri dövüyordu. Zindanlardan yükselen zincir sesleri ve acı çığlıklar rüzgarın uğultusuna karışırken, Gu Yan odanın ortasında, ay ışığının gümüş bir kılıç gibi böldüğü zeminde dikiliyordu.

Vücudundaki tüm sahte yaralar kapanmış, Kusursuz Gümüş Meridyenleri kazandığı devasa kader şansıyla birlikte 6. Aşama’nın saf enerjisini tüm hücrelerine pompalamaya başlamıştı. Ancak Gu Yan’ın durmaya, dinlenmeye ya da gücün tadını çıkarmaya niyeti yoktu.

“Zaman,” diye düşündü Gu Yan, zihnindeki o devasa, soğuk çarkı döndürürken. “Zaman, zayıfların akıp gitmesini izlediği bir nehir, güçlülerin ise düşmanlarının boğazına doladığı bir kementtir.”

Zihinsel Algoritma ve Gece Yarısı Operasyon Planı:

Durum: Tarikat Lideri Zhan Xuan, oğlunun ihaneti ve çöküşüyle tamamen yıkılmış durumda. Ruh Özü Seviyesi'ndeki enerjisi dalgalı ve savunmasız.

Fırsat Penceresi: Leydi Qing, bu gece yaşanan kaostan sonra zihnini yatıştırmak için Kutsal Çiçek Salonu'nun özel meditasyon odasında tek başına inzivaya çekildi.

Kritik Veri: Üç ay önce Leydi Qing'in meridyenlerine bırakılan Kraliçe Gu yumurtaları, onun bu zihinsel yorgunluk ve enerji dalgalanması anında çatlamak için mükemmel olgunluğa ulaştı.

Başarı İhtimali: %99.7.

Risk: Yok.

Gu Yan, yatağın kenarında duran beyaz, lekesiz çırak cübbesini yavaşça üzerine geçirdi. Yüzündeki kasları milimetrik bir hareketle gevşetti; o şeytani, insanı iliklerine kadar donduran parıltı saniyeler içinde silindi. Yerini yeniden o hırpalanmış, uykusuz, dostlarının acısıyla kavrulan sadık ve mazlum genç aldı.

Kapıya doğru yürüdü. Kapıda nöbet tutan ve zihinleri çoktan mikroskobik parazitlerle ele geçirilmiş olan iki muhafız, Gu Yan’ın yaklaştığını görünce gözlerini kırpmadan, sanki önlerinde boş bir hava varmış gibi yana çekildiler. Gu Yan, gecenin karanlığına bir mürekkep damlası gibi karışarak Leydi Qing’in özel meditasyon salonuna doğru ilerledi.

Kutsal Çiçek Salonu’nun arkasındaki gizli mağarada, etrafı nadir mavi parıltılı bitkilerle çevrilmiş bir meditasyon platformu vardı. Usa Leydi Qing, bacaklarını üst üste atmış, gözleri kapalı bir şekilde oturuyordu. Ancak yüzündeki o her zamanki zarif, büyüleyici ifade gitmişti. Kaşları çatıktı, nefesi düzensizdi.

"Zhan Tian nasıl böyle bir şey yapar?" diye mırıldandı kendi kendine. "Tarikatın dengeleri tamamen bozuldu. Zhan Xuan’ın bu çöküşü, benim tarikat liderliği üzerindeki planlarımı hızlandırmamı gerektiriyor. Neyse ki... elimde hala o kusursuz dahi, Gu Yan var. O çocuk tamamen benim kontrolümde."

"Gerçekten öyle mi düşünüyorsunuz, Ustam?"

Karanlığın içinden yükselen bu yumuşak, pürüzsüz ve ürkütücü derecede tanıdık ses, Leydi Qing’in gözlerini aniden açmasına sebep oldu.

Karşısında, mağaranın gölgelerinden sıyrılarak gelen Gu Yan duruyordu. Üzerindeki beyaz cübbe, mağaradaki mavi bitkilerin ışığı altında adeta bir kefen gibi parlıyordu. Ama Leydi Qing’i asıl sarsan şey Gu Yan’ın gelişi değildi; onun duruşuydu. Omuzları dikti, başı yukarıdaydı ve o her zaman gördüğü "ürkek, itaatkar" bakışların yerinde, evreni yutmaya hazırlanan bir iblisin zifiri karanlığı vardı.

"Gu Yan? Senin şifa odasında olman gerekiyordu... Ve bu cesaret de neyin nesi? Benim önümde nasıl böyle durabilirsin?!" Leydi Qing öfkeyle ayağa kalkmak istedi, içindeki Su elementi enerjisini serbest bırakmaya çalıştı.

Ancak tam o anda, vücudunun derinliklerinde, kalbinin ve ana meridyen düğümlerinin olduğu yerde akılalmaz, can yakıcı bir sızı hissetti.

“Ah!” diye acıyla inledi, dizlerinin üzerine çökerken. Meridyenlerindeki nehir gibi akan o saf enerji, aniden donmuş, katılaşmış ve kendi etini kesen binlerce küçük buz kıymığına dönüşmüş gibiydi.

"Ne... Ne yaptın bana?!" Leydi Qing dehşet içinde göğsünü tuttu. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu.

Gu Yan, yavaş ve ritmik adımlarla Leydi Qing’in önünde durdu. Yukarıdan aşağıya, sanki bir insana değil de laboratuvardaki ilkel bir deneye bakıyormuş gibi soğuk bir analizle baktı ona.

"Ustam," dedi Gu Yan, 'Ustam' kelimesini bir alay malzemesi gibi telaffuz ederek. "Her ay bana verdiğiniz o 'Ruh Toplayan Haplar'ı gerçekten yuttuğumu mu sandınız? İçindeki Ruh Bağlayan Toz ile beni köleniz yapacağınızı düşünürken ne kadar da kibirliydiniz. Siz o hapları benim ağzıma verirken, ben sizin o kibirli ellerinizden meridyenlerinize ne ektiğimi hiç fark etmediniz."

Gu Yan sol elini kaldırdı ve parmaklarını yavaşça havada büktü.

O anda, Leydi Qing’in derisinin altında, kollarında ve boynunda gümüş renkli, parıldayan ince damarlar belirmeye başladı. Bunlar damar değildi; onun saf enerjisiyle beslenerek büyüyen ve tüm sinir sistemini saran Zihin Yiyen Gu Kraliçesi'nin uzantılarıydı.

"Z-Zehirli parazit tekniği... Sen... Sen sadece 16 yaşında bir çocuksun... Bu kadim büyüleri nasıl bilebilirsin?!" Leydi Qing’in sesindeki o asil ton tamamen yok olmuş, yerini ölümcül bir korkuya bırakmıştı. O, tarikatın en güçlü eczacısı, en sinsi manipülatörüydü; ama şu an karşısındaki bu gencin yaydığı karanlık, onun tüm hayatı boyunca gördüğü her şeyi gölgede bırakıyordu.

"Çocuk mu?" Gu Yan hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme, mağaradaki mavi bitkilerin bile solmasına sebep oldu. "Ben bu dünyada 300 yıl boyunca imparatorlukların yıkılışını, tanrıların çöküşünü izledim Leydi Qing. Sizin o küçük entrikalarınız, benim zihnimdeki o sonsuz hesabın yanında sadece birer çocuk oyuncağından ibaret."

Gu Yan, diz çökmüş olan Leydi Qing’in çenesini tuttu ve başını yukarı doğru kaldırdı. Tıpkı şifa havuzunda Leydi Qing’in ona yaptığı gibi. Ama bu sefer, roller tamamen değişmişti.

"Şimdi," dedi Gu Yan, gözleri gümüşi bir ışıkla parlarken. "Zihnini serbest bırak. Çünkü direndiğin her saniye, parazitlerim o çok değer verdiğin meridyenlerini birer birer kemirecek. Benim sadık bir kölem mi olacaksın, yoksa bu mağarada kimsenin haberi olmadan çürüyen bir et parçası mı?"

Leydi Qing’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Gururu, gücü, tarikat içindeki o asil konumu... Hepsi bu genç iblisin ayakları altında çiğneniyordu. Direnmeye çalıştı, ruh gücünü patlatmak istedi ama Kraliçe Gu, onun ruh köküne iğnesini sapladığı an zihni tamamen karanlığa gömüldü. Gözlerindeki o parlak, zeki ışık soldu; yerini mutlak, donuk bir itaate bıraktı.

Başını yavaşça yere koydu, Gu Yan’ın ayaklarının dibine.

"Emredersiniz... Sahip," dedi Leydi Qing, donuk ve mekanik bir sesle.

Kukla Entegrasyonu Başarılı.

Hedef: İç Saha Büyük Ustası Leydi Qing.

Kontrol Derecesi: Mutlak.

Kazanılan Kaynak: Kutsal Çiçek Salonu’nun tüm gizli cephaneliği, binlerce nadir iksir ve tarikat yönetimindeki oy hakkı artık Gu Yan’ın elinde.

Gu Yan, elini onun başından çekti. Yüzünde ne bir zafer sarhoşluğu ne de bir kibir vardı. Bu, onun için sadece yapılması gereken, sonucu önceden belli olan basit bir toplama işlemiydi.

Ertesi sabah.

Ulu Gökyüzü Tarikatı’nın liderlik salonu. Tarikat Lideri Zhan Xuan, tahtında bitkin bir halde oturuyordu. Karşısında Mo Ding ve zihin kontrolü altındaki Leydi Qing duruyordu.

Gu Yan ise salonun ortasında, dizlerinin üzerinde, başı yerde bekliyordu.

"Tarikat Lideri," dedi Leydi Qing, Gu Yan’ın zihninden ona gönderdiği emirleri kusursuz bir oyunculukla seslendirerek. "Zhan Tian’ın ihanetiyle sarsıldık, ancak tarikatımızın geleceğini düşünmek zorundayız. Gu Yan, dün gece kulede canını hiçe sayarak haini durdurmaya çalıştı. Vücudundaki Kusursuz Gümüş Meridyenler, onun bu tarikata sadakatinin en büyük kanıtıdır. Önerim odur ki; Zhan Tian’dan boşalan 'Bir Numaralı Çekirdek Çırak' unvanı ve onun tüm kaynakları bizzat Gu Yan’a devredilsin."

Mo Ding de sakalını sıvazlayarak başını salladı. "Qing haklı, Liderim. Bu çocuktaki sadakat kimsede yok. Tarikatın çöken moralini düzeltmek için yeni bir kahramana ihtiyacımız var."

Zhan Xuan, tahtından aşağıya, yerde mütevazı bir şekilde bekleyen Gu Yan’a baktı. Gözlerinde eski gücünden eser kalmamıştı. "Gu Yan..." dedi, sesi hırıltılıydı. "Oğlumun yarım bıraktığı o yolu sen yürüyeceksin. Bugünden itibaren tarikatın Bir Numaralı Çekirdek Çırağı sensin. Kuledeki o Kozmik Kader Kitabı sayfasının muhafazası ve korunması da senin sorumluluğuna verilecek."

Gu Yan, başını yere daha da yakınlaştırarak saygıyla selam verdi. "Tarikat Lideri'nin lütfu karşısında eziliyorum. Hayatımı bu tarikatın adaletine adayacağıma yemin ederim."

Başını yerden kaldırırken, salonun pencerelerinden sızan gün ışığı Gu Yan’ın yüzünü aydınlattı. Herkes onun yüzünde "geleceğe umutla bakan sadık bir dahi" görüyordu.

Ama hiçbiri bilmiyordu ki; o saf maskenin arkasında, tüm tarikatı, liderini ve bin yıllık geçmişi kendi sonsuz hesap makinesinin içinde eriten o korkunç iblis, tahtın gerçek sahibinin kim olduğunu dünyaya ilan etmek için gün sayıyordu.

Piyonlar feda edilmişti, vezir ele geçirilmişti. Şimdi sıra, şahın taç giyme törenindeydi.

Yorumlar

What do you think?
0 reactions
Upvote
Funny
Love
Surprised
Angry
Sad


  • Henüz yorum yok.

Login





Loading...