Bölüm 9: Gözyaşlarının Ardındaki Kasap

Ulu Gökyüzü Tarikatı’nın merkezi meydanı, bin yıllık tarihinde böyle bir utanca şahit olmamıştı. Yağan yağmur, az önce Tarikat Lideri Zhan Xuan’ın kendi evlatlık oğlunu bastırırken kırdığı taşların arasından sızan altın renkli, kirli Qi enerjisini temizleyemiyordu.

Zhan Tian... Tarikatın gururu, geleceğin lideri, meridyenleri bizzat babası tarafından parçalanmış bir halde çamurun içinde yatıyordu. Ağzından çıkan parazit suları yağmura karışırken, gözlerinde ne bir akıl hastasının çılgınlığı ne de bir hainin öfkesi vardı. Sadece mutlak bir kafa karışıklığı ve çaresizlik vardı.

"Baba... Ben... yapmadım..." diye fısıldayabildi Zhan Tian, kırık çenesiyle. Sesi o kadar aciz, o kadar insaniydi ki meydandaki yüzlerce muhafız başını öne eğdi.

Tarikat Lideri Zhan Xuan, havada asılı dururken saçları fırtınayla savruluyordu. Yüzü tek bir gecede on yıl yaşlanmış gibiydi. Gözlerinden akan yaşlar yağmur damlalarına karışıyor, elleri titriyordu. Evladının meridyenlerini kendi elleriyle yok etmek, ruh kökünü kendi gücüyle ezmek bir babanın yaşayabileceği en büyük cehennemdi.

"Sus, Zhan Tian..." dedi Zhan Xuan, sesi dağları sarsacak bir hüzünle yankılandı. "Kader Kitabı'nın mühürleri senin ruh imzanla erimiş. Gökler şahidimdir ki seni canımdan çok sevdim... Ama tarikatın yasasını çiğneyenin, kendi kanım bile olsa, bu topraklarda yeri yoktur."

Meydanın kenarındaki revir sedyesinde, iki muhafızın omuzlarına yaslanmış halde duran Gu Yan, bu manzarayı en ön sıradan izliyordu. Üzerindeki parçalanmış cübbe kan içindeydi, göğsündeki sahte kılıç yaralarından sızan kanlar yağmurla birlikte toprağa akıyordu.

Yüzündeki ifade... Muazzamdı. Gözleri ardına kadar açılmış, dudakları titriyor, sanki gördüğü bu trajediden dolayı ruhu parça parça oluyormuş gibi bir dehşet sergiliyordu. Hatta bir ara hıçkırarak başını muhafızın omzuna gömdü, sanki bu acıya daha fazla katlanamıyormuş gibi davrandı.

Etraftaki öğrenciler ona bakıp iç geçiriyordu: "Zavallı Gu Yan... Hem canını zor kurtardı hem de çok sevdiği kıdemli kardeşinin bu ihanetine ve çöküşüne şahit oldu. Kalbi ne kadar temiz bir çocuk."

Ancak o eğik başın arkasında, zifiri karanlığın saklandığı o gümüşi gözlerde... Mutlak bir sessizlik ve soğuk bir laboratuvar titizliği vardı.

Gu Yan, ne Zhan Xuan’ın gözyaşlarından etkileniyordu ne de Zhan Tian’ın o paramparça olmuş hayatına acıyordu. Onun zihnindeki o sonsuz hesap makinesi, sadece akan verileri işliyordu.

Kader Transferi Analizi:

Zhan Tian'ın çöken kader iplikleri: %100 oranında serbest kaldı.

Ruh Kökümüzdeki 'Kader Kemiren Parazit' hasat verimliliği: %98.4.

Kazanılan Saf Kader Şansı: Muazzam. Göklerin Zhan Tian'a bahşettiği o "Bir Numaralı Dahi" şans çizgisi, şu an görünmez gümüşi nehirler halinde Gu Yan'ın ruh köküne akıyor.

Vücut Durumu: Meridyen Açma 5. Aşama'nın duvarları tamamen un ufak oldu. Meridyen Açma 6. Aşama'ya geçiş başarılı.

Gu Yan, vücudunun derinliklerinde Kusursuz Gümüş Meridyenler'in nasıl genişlediğini, kemiklerinin o emilen dahi şansıyla nasıl çelikleştiğini hissediyordu. İçindeki güç bir yanardağ gibi fokurdarken, dışarıya sadece ölmek üzere olan zayıf bir farenin enerjisini üflüyordu.

Bir insanın kalbini böylesine kapatması, insanlığını tamamen söküp atması sıradan bir varlık için imkansızdı. Ama Gu Yan, 300 yıllık geçmiş hayatında merhamet gösterdiği her anın bedelini kendi etiyle, kendi sevdiklerinin cesetleriyle ödemişti. O, acının ve ihanetin mutlak formülünü çözmüştü: Eğer masada oturan kasap sen değilsen, tabaktaki et sensindir.

"Gu Yan'ı derhal Kutsal Çiçek Salonu'nun en derin şifa odasına götürün!" diye emretti Leydi Qing, meydandaki kargaşanın ardından yanına gelerek. Leydi Qing'in yüzü de solgundu, ancak gözlerinde gizli bir açgözlülük vardı. Zhan Tian elendiğine göre, tarikattaki tek dahi artık tamamen kendi kontrolü (zehri) altında olan Gu Yan'dı.

Gu Yan, sedyede yarı baygın bir halde taşınırken, gözlerini hafifçe aralayıp Leydi Qing’e baktı. "Usta Qing... Kıdemli Kardeş Zhan Tian... Gerçekten... Gerçekten hain miydi?" diye fısıldadı, sesindeki o saflık Leydi Qing'in kalbini bile bir anlığına yumuşattı.

"Düşünme bunları çocuk. Dünya kirlidir, sen sadece bana güven," dedi Leydi Qing, onun saçlarını okşayarak.

“Sana güveneceğim, Leydi Qing,” diye geçirdi Gu Yan içinden. “Zira senin meridyenlerine bıraktığım kraliçe böceğin yumurtaları bu gece çatlayacak. Bana şefkat gösterdiğin o ellerin, yarın benim emrimle kendi boğazını sıkacak.”

Gece yarısı. Kutsal Çiçek Salonu’nun en gizli, sadece salon liderinin girebildiği şifa odası.

Gu Yan, odadaki özel yeşim yatağın üzerinde tek başına bırakılmıştı. Kapıdaki muhafızlar, Zihin Yiyen Gu parazitleri sayesinde çoktan onun birer canlı kamerasına ve kölesine dönüşmüştü.

Gu Yan, oturduğu yataktan yavaşça kalktı. Üzerindeki kanlı kıyafetleri tek bir el hareketiyle, vücudundan yaydığı 6. Aşama Qi dalgasıyla parçalayarak yere fırlattı. Yaraları, Ejderha Kanı ve yeni kazandığı muazzam kader şansı sayesinde çoktan tamamen kapanmıştı. Cildi, ay ışığının altında saf gümüş bir plaka gibi parıldıyordu.

Avucunu havaya kaldırdı. Odanın zeminindeki gölgeler aniden hareketlendi ve havada uçuşan mikroskobik parazitler, gündüz meydandan topladıkları saf Zhan Tian enerjisini Gu Yan’ın avucuna bıraktı.

Gu Yan, derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattığında, zihninde kuledeki o parçalanmış mühür belirdi.

"Zhan Xuan oğlunun acısıyla delirmiş durumda. Tarikat büyükleri kuleyi korumak için yeni mühürler hazırlıyor... Ama hepsi benim bir sonraki adımımın provası."

Gu Yan, pencereye doğru yürüdü. Dışarıda, tarikatın devasa dağları karanlığın içinde birer canavar gibi dikiliyordu. Aşağıda, zindanların olduğu bölgeden Zhan Tian’ın acı dolu inlemeleri rüzgarla birlikte odaya kadar geliyordu. Meridyenleri parçalanmış bir dahi için o zindan, ölümden daha beter bir tehditti.

Sıradan bir romanda, ana karakter bu duruma üzülür, kaderin cilvesine lanet ederdi. Ama bu hikayede kaderin kendisi, Gu Yan’ın elindeki o paslı hesap makinesinin dişlileri arasında eziliyordu.

"Ağla Zhan Xuan, acı çek Zhan Tian..." diye mırıldandı Gu Yan, yüzünde o mutlak, insanı iliklerine kadar donduran şeytani tebessümle. "Sizin gözyaşlarınız, benim bu dünyayı dizlerimin üzerine çöktüreceğim o büyük tahtın en pürüzsüz cilası olacak."

Gu Yan, elini kalbine koydu. Kusursuz Gümüş Meridyenler, bir sonraki büyük hasat için, yani tüm tarikatı tek bir gecede yutacak olan o büyük planın son parçası için çılgınca dönmeye başladı.

Karanlık büyüyordu ve bu karanlığın bir kalbi yoktu; sadece sonsuz bir hesabı vardı.

Yorumlar

What do you think?
0 reactions
Upvote
Funny
Love
Surprised
Angry
Sad


  • Henüz yorum yok.

Login





Loading...