Bölüm 13: Yalnız Yürüyen İblis ve İhanetin Başkenti
Ulu Gökyüzü Tarikatı’nın bittiği yerin üzerinde yükselen o simsiyah duman bulutu, yüzlerce kilometre öteden, ölümlülerin ve alt kademe kültivatörlerin yaşadığı "Ateş Nehri Şehri"nden bile görülebiliyordu. Bin yıllık bir dev, sadece bir gecede kendi küllerinin içinde boğulmuştu. Kıtanın güney sınırındaki tüm küçük tarikatlar ve klanlar dehşet içindeydi; herkes kutsal dağda ne tür kadim bir canavarın uyandığını ya da hangi gizli iblis tarikatının burayı bastığını tartışıyordu.
Gerçeği ise sadece tek bir kişi biliyordu. Ve o kişi, şu an üzerinde sıradan, toza toprağa bulanmış gri bir seyyah peleriniyle, Ateş Nehri Şehri’nin kalabalık, gürültülü ve pis kokulu sokaklarında ağır adımlarla yürüyordu.
Gu Yan.
Vücudundaki o devasa, bir gecede on binlerce canı yutarak elde ettiği Ruh Özü Seviyesi’nin zirvesindeki vahşi enerji, Kusursuz Gümüş Meridyenler'in en derin odacıklarına kilitlenmişti. Dışarıdan bakıldığında, sadece Meridyen Açma 2. Aşama’da, tarikat yıkımından canını zor kurtarmış, yüzü gözü is içinde, ürkek ve bitkin bir mülteci kültivatör gibi görünüyordu.
Sokaklardaki keşmekeşin, bağrışan tüccarların ve panik içindeki insanların arasından sıyrılıp, şehrin en kuytu köşesinde yer alan "Gölge Akasya Meyhanesi"ne girdi. Burası, kıtanın en büyük istihbarat ve suikast ağı olan Gölge Ağı’nın paravan mekanlarından biriydi.
Meyhanenin köşesindeki karanlık bir masaya oturdu. Garsonun getirdiği ucuz, acı şaraptan bir yudum alırken, gözlerini hafifçe kapattı. Zihnindeki o devasa, durmak bilmeyen hesap makinesi, yeni çevrenin tüm değişkenlerini saniyeler içinde analiz etmeye başladı.
Kıtasal Durum ve Yeni Hedef Analizi:
Mevcut Konum: Ateş Nehri Şehri (Kıtanın güney ticaret kapısı).
Durum: Ulu Gökyüzü Tarikatı'nın yok oluşu, bölgedeki kaynak yönetimini tamamen sahipsiz bıraktı. Üç büyük elit klan (Zhao, Mu, Bai klanları) şehre çökmek için hazırlık yapıyor.
Ana Hedef: Zhao Klanı'nın gizli yeraltı mahzeninde tutulan, Kozmik Kader Kitabı'nın ikinci parçası: 'Zamanın İllüzyonu' Sayfası.
Strateji: Klanları içeriden birbirine kırdırmak, kendimizi "kurban" olarak gösterip hedefi sessizce yutmak.
Gu Yan’ın dudakları pelerinin gölgesinde hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. “Ulu Gökyüzü Tarikatı sadece bir başlangıçtı. Bir dağın enerjisi beni Ruh Özü Seviyesi'ne taşıdıysa, tüm bu kıtanın kanı beni ölümsüzlüğün kapısına getirecektir.”
Tam o sırada, meyhanenin kapısı gürültüyle açıldı ve içeriye üzerlerinde lüks, kırmızı ipek cübbeler taşıyan üç genç kültivatör girdi. Ortalarında yürüyen, yüzünde kibirli ve sadist bir gülümseme olan genç, Ateş Nehri Şehri’ni yöneten Zhao Klanı’nın üçüncü genç efendisi Zhao Wu’ydu.
Zhao Wu’nun gözleri meyhanedeki kalabalığı taradı ve en köşede, yalnız başına oturan zayıf, gri pelerinli Gu Yan’ın üzerinde durdu. Gu Yan’ın üzerindeki o hafif is kokusu ve giysilerinin yırtık olması, onun yıkılan Ulu Gökyüzü Tarikatı’ndan kaçan bir "çöp" olduğunu ele veriyordu.
"Hey, şuna bakın!" dedi Zhao Wu, sesinde mutlak bir aşağılamayla masaya doğru yürürken. "Ulu Gökyüzü Tarikatı'nın o kibirli köpeklerinden biri buraya sığınmış. Bak bana, çöp! Dağınızda ne oldu? Tarikat lideriniz nasıl geberdi? Söyle, belki canını bağışlarım."
Meyhanedeki herkes nefesini tuttu. Zhao Wu, acımasızlığıyla tanınan bir zorbaydı ve arkasındaki klan gücü yüzünden kimse ona karşı gelemiyordu.
Gu Yan, yavaşça başını kaldırdı. Gözlerinde, Reverend Insanity tarzı trajedilerin o en derin, en çaresiz yansıması vardı. Titreyen elleriyle şarap kadehini tuttu, vücudu korkudan sarsılıyordu.
"G-Genç Efendi..." dedi Gu Yan, sesi ağlamaklı ve tamamen kırılmış bir tınıdaydı. "Lütfen merhamet edin... Ben sadece dış sahada bir kütüphane temizlikçisiydim. Gece yarısı gökyüzü kırmızıya döndü... Her yer lav oldu... Usta Mo Ding, Leydi Qing... Herkes gözlerimin önünde eridi... Ben sadece bir tünelden aşağı fırlayarak buraya kaçabildim... Hiçbir şey bilmiyorum!"
Gu Yan, oturduğu sandalyeden kendini yere atarak Zhao Wu’nun ayaklarının dibine kapandı. Başını mermere vuruyor, adeta canı için yalvarıyordu.
O kadar muazzam bir çaresizlik sahnelerdi ki, meyhanedeki diğer insanlar bile bu genç adama içten içe acımaya başlamıştı. “Zavallı çocuk,” diye düşünüyorlardı, “büyük bir tarikatta gelecek hayalleri kurarken, bir gecede her şeyini kaybetmiş ve şimdi bir zorbaya diz çökmek zorunda kalıyor.”
Ancak o mermere dayalı başın arkasında, o gri pelenin gizlediği gümüş gözlerde... Korkunç bir matematik işliyordu.
Hedef Analizi: Zhao Wu.
Kültivasyon Seviyesi: Meridyen Açma 4. Aşama (İksirlerle şişirilmiş, temeli zayıf).
Vücut Kimyası: Zhao Klanı'nın özel 'Ateş Özü' tekniğini kullanıyor.
Uygulama: Vücuduna temas ettiğimiz an, Kusursuz Gümüş Qi'mizin mikroskobik bir parçasını onun ana meridyen düğümüne yerleştirmek. Bu parça, üç gün sonra babasıyla (Klan Lideriyle) yapacağı enerji aktarım töreninde patlayacak.
Zhao Wu, ayağının altındaki bu "korkak" kültivatörü görünce tatmin olmuş bir şekilde kahkaha attı. Eğildi, Gu Yan’ın saçlarından tutarak onun yüzünü yukarı kaldırdı. "Demek kütüphane temizlikçisiydin ha? Güzel. Bizim klanın da lağım kanallarını temizleyecek kölelere ihtiyacı var. Gel benimle. Bundan sonra Zhao Klanı'nın en alt kademe itisin."
Gu Yan, gözlerindeki sahte yaşları silerken, saçlarını tutan Zhao Wu’nun eline hafifçe dokundu. O dokunuş o kadar zayıf, o kadar çaresiz görünüyordu ki, Zhao Wu onun meridyenlerinin derinliklerine sızan o ölümcül gümüş iğneyi asla fark etmedi.
"T-Teşekkür ederim, Genç Efendi... Hayatımı bağışladığınız için minnettarım..." diye fısıldadı Gu Yan, başını tekrar eğerek.
Aynı gece, Zhao Klanı’nın devasa malikanesinin en altındaki köle yatakhanesi.
Rutubetli, leş gibi kokan taş odada yirmiye yakın köle uyuyordu. Gu Yan ise odanın en karanlık köşesinde, samanların üzerinde bağdaş kurmuş oturuyordu. Üzerindeki o ezik, çaresiz köle duruşu anında yok olmuştu. Sırtı bir kılıç gibi dikleşti, gümüş gözleri karanlıkta parıldadı.
Avucunu açtı. Avucunun içinden, Ulu Gökyüzü Tarikatı’nın yıkımından elde ettiği o saf Yang enerjisiyle beslenerek mutasyona uğramış yeni bir parazit türü belirdi: "Kader Kıran Gu". Böceğin gövdesi şeffaftı ama içinde zaman iplikleri gibi dönen altın çizgiler vardı.
"Zhao Wu... Kibrin seni ve tüm klanını benim için mükemmel bir kurbanlık koyun yaptı," diye mırıldandı Gu Yan, sesi gecenin karanlığında yankılanmayan ölümcül bir fısıltıydı.
"Üç gün sonra, klanınızın o büyük 'Ateş Festivali' ayini var. Baban, senin meridyenlerini güçlendirmek için kendi Ruh Özü enerjisini sana aktaracak. Ve o an... benim senin içine bıraktığım o gümüş iğne, babanın tüm enerjisini bir zehre dönüştürecek."
Gu Yan, pencereden dışarıya, şehrin merkezinde yükselen ve klan mühürleriyle korunan o devasa kuleye doğru baktı. O kulenin altında, kader kitabının o yırtık sayfası onu çağırıyordu.
"Bu dünyadaki insanlar kendilerini avcı sanırlar," dedi Gu Yan, yüzünde o mutlak, insanı iliklerine kadar donduran şeytani tebessümle. "Oysa hepsi, benim ölümsüzlük yoluma serdiğim o kırmızı halının üzerindeki birer kan damlasından ibarettir."
Gu Yan, gözlerini kapatıp yeni seviyesini stabilize etmeye başlarken, içindeki Kusursuz Gümüş Meridyenler bir sonraki büyük katliamın provasını yaparcasına çılgınca dönüyordu.
Şehir uyuyordu, klanlar güç savaşı planları yapıyordu; ama hiçbiri bilmiyordu ki, aralarına sızan bu sessiz mülteci, çoktan tüm şehrin ölüm fermanını zihnindeki o kusursuz hesap makinesiyle imzalamıştı.
Karanlık ne uyur ne de merhamet gösterir; sadece doğru zamanı hesaplar.
Yorumlar